Cumartesi, Nisan 05, 2008

Nihayet...hem de Gurcistan seyahati ile...!


Herkese yeniden merhabalar !

Uzuuun bir aradan sonra size daha once listeme koyup da bir turlu yapamadigim Gurcistan seyahatim ile doneyim dedim !

Bu yaziyi yazmaya baslamamla bitirmem arasinda tam 10 gun gecti ! Bu kadar dar vakitler icine sigismaya calismak cidden fena bir durum.

Burada her Mart ayinda nefis bir bahar bayrami oluyor, bizdeki Nevruz gibi degil, daha cok bizdeki kurban ya da seker bayrami tadinda bir olay. Hatta sanirim bizde boyle coskuyla kutlanan, havai fiseklerin atilip, insanlarin bir festival havasinda eglendigi bir bayram yok diyebilirim.

Boyle bir bayramın burada yaşayan yabancılar için en önemli anlamı tabii evlerine ya da tatile gidebiliyor olması. Biz de bu defa zor bir karar verip Türkiye'ye degil burada kalmayı, bayramı burada yaşamayı ve 2 geceliğine de Gürcistan'a gitmeyi tercih ettik.

Baku'den 1 saat uzaklıktaki Tiflis havaalanı bize nefis bir karşılama oldu. TAV'ın yapıp işlettiği havaalanı İstanbul'dakinin bir mini versiyonu ve hele Bakü havaalanı ile kıyaslayınca gerçekten çok modern ve güzel ! Türk'ler yaptığı için gurur duydum ve umarım en kısa zamanda Bakü'ye de böyle bir havaalanı yaparlar zira şuanki çok eski ve kötü kalıyor böyle yenilerle kıyaslanınca.



Tiflis ortasından bir nehrin geçtiği küçük bir şehir, bana daha çok Doğu Avrupa ülkelerini hatirlattı. İçinden nehir geçmesi çok hoş bence, ayrı bir romantizm katıyor ama tek sorun rengi biraz fazla çamurlu kahve!!


Mertos sokaklarinda epeyce kosturdu tabii !!


Eski sehirin icinde cok kohne, cok bakimsiz mahalleler oldugu gibi mimari acidan guzel ve yenilenmis bazi binalar da vardi ve ben bir `giris/kapi` meraklisi olarak yukardakini de cok begendim! Belki resimlerden dikkatinizi cekti, heryerde kiliseler var. O kadar cok saldiriya ugramislar, istila edilmisler ki onlar da her seferinde dinlerine daha cok baglanmislar. Bu yuzden heryerde kiliseler, dini kitap, semboller satan dukkanlar var. Ve tabii cok da eski ve koklu bir tarihleri var.



Cok turistik bir sehir sayilmaz aslinda ama olan kismina da cok iyi baktiklari soylenemez.
Bu sirin sokakta her tarafta gordugumuz guzel resimlerden vardi. Aslinda bu kadar sempatik bir sokak maalesef Baku`de yok.





Bu asagidaki sokakta cok hosumuza gitti ! Gordugunuz gibi minik oglum esen ilik ruzgarla misil misil uyudu, biz de cok guzel bir cafede cay keyfi yaptik. Bu sokaga bayildim, keske Baku`de de olsa diyorum yine !

Asagidaki lokanta aslinda hic turistik gibi durmuyordu ama iceri girince duvardaki resimlere ve de sonra da yemeklere hayran olduk.
Burada cokca Turk yasiyor ve hatta Azeri ve Turklerin yogunlukla yasadigi bu semtte asagidaki renkli kiremitli ev cok hostu !






Sokak ressamlarinin rengarenk resimleri cok hosumuza gitti ! Hatta bu resimde, soldaki kirmizi binalari da aldik, Baku`deki evimize koyduk bile !








Ben boyle renkli resimlere bayiliyorum, biliyorum hic sanatsal bir bakis acisi degil, zaten resimden hic anlamam ! Evimdeki resimleri secme kriterlerim de hic sanatsal degil sanirim. Daha cok iste aynen asagidakiler gibi renkler ve tarzi seviyorum bu aralar !




Gelelim yemeklere !
Gurcu mutfagi gayet zengin ve bizim damak tadimiza cok uygun bir mutfak. Pide benzeri hamurisleri, sarmisakli-cevizli soslu sebzeler, pastirma tarzi soguk etler, cesit cesit kebaplar, zengin corbalar, coban salatasi versiyonlari, cesitli leziz peynirler....tatli, tatli sormayin yemedik cunku bir de tatli yesek herhalde rahat 5`er kilo alir donerdik!!


Bu romantik resimdeki nefis manti Gurcu usulu olup, bizim bildigimizin herhalde 20 kati buyuklugunde ! Icindeki kiymasi acili ve ozel soslu.



Mantiyi tam ucundan tutup, sosunu akitmadan yemeniz gerekiyor ki inanin bu ancak tecrube ile oluyor !!! Ustune yogurt koymak tercihe bagli ama onlar bu ara orucdaydi, sutlu urunler yemiyorlardi. Mert`in hali cok komikti, mantiyi cok sevdiginden bu buyuk format cok hosuna gitti ama aci sosunda dolayi yana yana yiyip her lokmadan sonra likir likir su iciyordu !










Gurcu`lerin mutfagi, tipleri (burunlari !), kisilikleri bizim Karadeniz`lilere cok benziyor !
Biraz cilgin, gozu kara, cok duygusal, dinine bagli tipler. Mutfaklari da kisiliklerine uygun. Kuyularda pisirdikleri nefis pidelerinin tadi damagimda kaldi ! Ama bilmedigim bir tad oldugundan degil hatta daha cok bana Turkiye`yi animsattigindan hoslandim herhalde !




En sevdikleri sey sanirim ceviz-sarmisak ikilisi ! Bu sosu coban salata dahil pek cok yemekte kullaniyorlar ve tabii ki leziz oluyor!



Baku`deki Gurcistan lokantasinda asagidaki cevizli soguk mezelerin resmini cekmistim ( Tiflis`te cekmemisim), aksam oldugundan pek de guzel gorunmuyor ama fikriniz olsun diye ekliyorum. Pancarli, ispanakli, lahanali ve patlicanli cesitleri ile bu mezelerin tadina doymak imkansiz !

Yine Baku`de cektigim resimlerden peynir cesitlerini ve soguk etleri gorebilirsiniz. Peynirler gercekten cok guzel ama bizim ulkemizin peynirlerinden cok da farkli degil. Soguk et konusunda bizden daha cesurlar, pastirmadan baska dilli ve baharatli baska baska cesitleri de var.



Veeee iste basrol oyuncusu hachapuri ! Aslinda bizim bol tereyagli, peynirli pidemiz gibi ama daha bir solensel havasi var diyebilirim ! Bir de bizdeki pide gibi etli ve sebzeli baska cesitleri de var. En yaygin olani da buydu ve Allahim o nasil lezzettir o !!








Size daha once sesemadi corbasinin tarfini vermistim. Simdi yerinde hem de boyle toprak kaplarda icmesi baska guzel oldu ! Gurculer bu corba dahil pek cok yemege taze ya da pismis halde kisnis koyuyorlar ki bu beni pek acmiyor dogrusu ! Bir turlu alisamadim bu kisnis otuna ben !









Karadeniz`i hatirlatan baska bir lezzet de misir ekmegi oldu. Sicacik sofraya gelen bu ekmegin de tadina doymak mumkun degil !








Gurcistan deyince saraplari anlatmadan olmaz cunku dunyanin en eski sarapciligi bu bolgede baslamis. Bu konuda maalesef dunyaya cok acilammislar ama Sovyet zamanlarinda tum bu bolgedeki ulkelere Gurcistandan gidermis. Simdilerde aralari Rusya ile bozuldugundan en onemli musterilerini kaybetmisler. Telliani Valley saraplari cok makbul ve Seperavi (onlarin uzumleri) Cabarnet karisimi bir sarap var ki gercekten ictigim en guzel saraplardan. Sagliginiza, serefinize !


Iste boyle ! Uzuuun bir yazi oldu, uzuuun bir zaman sonra ! Umarim beklemenize degmistir.
Bu aralar feci vatan hasreti cekiyorum ! Haberlerinizi bekliyorum...

Herkese Baku`den sevgiler....

Cumartesi, Şubat 23, 2008

Bloguma Kırmızı Kartlar !!


"Olmuyooor olmuyooor...böyle olmuyoooor!!"

Blog yazılarıma 3 adet (yazdan kalan!) kırmızı biber kartı gösterildi !!

Birincisi ve hayatımdaki en büyük değişiklik çalışmaya başlamış olmam. Azerbaycan'a yeni gelmişiz gibi hissediyorum. İnsan çalışınca bulunduğu ülkeyi daha detaylı, daha bir başka tanıma imkanı buluyor...ancak vakit fukarası da oluyor. İşim beklediğimden daha yoğun ve yorucu çıktı.

İkincisi minik oğlum 8 aylık ve hiç uyumuyor, uyanıkken de zaten az gördüğümden sürekli oyun-kucak istiyor. Bazen gerçekten de sadece sabah 30 dakika, akşam 15 dakika kadarcık görüyorum. Korkunç bir durum!

Üçüncüsü büyük oğlum da daha hala bir bebek gibi, 3.5 yaşında ve çalışma meselesine henüz alışamadı. Geceleri o da sağolsun uyanıyor, yanına çağırıyor...Geceleri zaten evin içinde inanılmaz bir trafik var, Allahtan alt katta komşu yok, çok acırdım haline !!

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, kışın gelmesi ile 2 çocuklu evdeki hastalık döngüsüne girdik, sırayla bi-küçük, bi-büyük ve sonra ben, eşim, bakıcı ablaları...mikrop dönüp duruyor evde !

İlk defa bugün şuanda belki sadece bir 10dakikalık mola verdi herkes -sanırım- ve benim de yazmaya gücüm varken size haber edeyim dedim.

Ancak azimliyim, bu yaşam tarzına da alışacağım ve çok yakında yeniden mutfağıma, tariflerime, ve bloguma, blog dostlarımın bloglarına döneceğim..Çok özledim yazışmayı, tarifleri, denemeleri, haberlerinizi, yorumlarınızı, gerçekten ! Çok sevgili yemek kitaplarım bana raflardan acıklı acıklı bakıyorlar, ne zaman yine bizi karıştıracaksın der gibi !

Ayrıca size anlatacak çok hikayem birikti. Özellikle Azeriler ve Bakü hakkında anlatmak istediklerim var. Sabah ve akşam yolda giderken radyo dinliyorum, çok ilginç şeyler öğreniyorum. Bir de 2 çocukla çalışmak yeniden çalışmak nasıl bir duygu onu da anlatmak istiyorum çünkü biliyorum ki, çocuklarına belli bir süre baktıktan sonra işe dönmek isteyenler var aranızda.

Lakin birisi bana günde 4-5saat uyku ile zımba gibi olmayı öğretmeli. Ben parça parça uyumaya alıştım ama yine de toplamı 7 saat etmezse ruh gibi oluyorum.

Özetle moralman fena değilim, işleyen demir parıldar durumları da var ama hiç vaktim kalmadı artık ve günler nasıl geçiyor hiç anlamıyorum!!

Ama şimdi...şimdi Yiğit ağlıyor yine ve beni çağırıyor..bu sesi bilen bilir..!

Çarşamba, Ocak 09, 2008

BEMBEYAZ BİR BAKÜ

Bakü'ye kar yağdı ve Bakü bizi bembeyaz karşıladı bu defa !

Karın kusurları örtmesi, son zamanlarda şehirde yapılan yenileme çalışmaları (bir nevi botoks-makyaj durumları) ve yılbaşı süsleri ile Bakü bir masal şehrine dönüştü diyebilirim !



Bu sokak Bakü'nün en şık sokağı oldu. Binaları tek tek temizlediler, balkonları yenilediler. Yukardaki balkonlar gerçekten çok havalı duruyor !


Bu dışarıya çıkma balkonlar İzmir'de de vardır değil mi?


Şehrin merkezindeki İçeri Şeher ya da Eski şehirin kalesi kar ve ışıklandırma ile bir film setini andırıyor değil mi?


Kalenin üzerinde "Yeni İliniz Mübarek" yazıyor. Yeni yıl ve kutlamalar çok önemseniyor burada. Kalenin önündeki jip de bize hangi devirde yaşadığımızı hatırlatıyor !!

Kar kalınlığını bizim balkondan ölçebilirsiniz !!Azeriler Türkler gibi çeşme-havuz yapmaya bayılıyor ! Şehrin heryerinde "fantanlar" var. Yenileri pek özenli renk renk, boy boy ! Bu en yenilerinden ve karla daha da güzel olmuş, zaten herkes önünde resim çektiriyor.



İşte böyle ! Nihayet Bakü'de de kar yaşadık çok mutluyum! Mert daha da mutlu çünkü okullar tatil 3 gündür ! Bakü'lüler de İstanbul gibi pek hazırlıklı değil bu duruma, dolayısı ile yollar ve ulaşım ciddi dert. Hele şimdi rüzgar ve eksi dereceler ile heryer buz oldu, durum daha da zorlaştı.

Çarşamba, Ocak 02, 2008

Neyse ki Yemek-Name var !

Yemek dergisi Yemek.Name'yi indirmek için tıklayın

Öncelikle hepinize mutlu bir yıl diliyorum! 2008 hepimize sağlık, mutluluk, başarı getirsin inşallah. Bizim yılbaşı gecemiz oldukça maceralıydı umarım 2008 daha sakin olur!!

Siz de Devletşah'ın sitesini özlediniz mi? Ben, "yeter artık, pes" diyorum! İsyan ediyorum!! İçimden şu filmlerde gördüğümüz gibi, pankartlarla servis sağlayıcı olan karın ağrısı şirketin önüne gidip protesto etmek istiyorum "Blogumuzu geeeri is-ti-yooo-ruz" şeklinde!

Neyse ki Yemek-Name var !

Bu ay yine çok güzel bir dergi hazırlamış Devletşah. Ana tema içecekler ama daha pek çok güzel tarif ve yazı sizleri bekliyor. Hele bir süpriz var ki, yine "pes!" diyecek, belki de benim gibi Harry Potter kitaplarından bir sahneyi hatırlayacaksınız.

İçeceklerin çocuklarla ilgili kısmında benim yazımı da bulabilirsiniz...Nefis meyve suları ve milkshake'ler...Bakalım beğenecek misiniz?

Hepinize iyi okumalar !

Salı, Aralık 25, 2007

İstanbul süpürgesi ve kalori bayramı

İstanbul'a gelince blogu yazmaya pek fırsatım olmaz diyordum ama bu kadarını da beklemiyordum doğrusu !! İstanbul'la aramızdaki kazan-kepçe ilişkisini unutuvermişim birden !!



Bu defa çok verimli bir ziyaret oldu, öncelikle neredeyse tüm sevdiğim arkadaşlarımla buluşabildim - ki kıymetini uzakta yaşayanlar bilirler. Bağdat Caddesinde gezindim, yeni alışveriş merkezlerine bir göz attım (medeniyet aaah !), vapura binip Eminönüne bile gittim ! İstanbul'un süpürgesi olmama az kalmıştı, minik bebeğim beni zor zaptetti - diyebilirim!



Bayram ise gerçekten tam bir kalori bayramı oldu !! Bizde tabii "Bakü'ye döneceğiz, bu yemekleri bir daha uzun süre bulamayacağız" psikolojisi de vardı. Bayramı fırsat bilip tüm sevdiğimiz yemekleri yedik diyebilirim ! Yapanların ellerine sağlık gerçekten...de bu şekilde, zar-zor verdiğimiz birkaç kilocuk da aceleyle, koşa koşa bize geri geldi, onlara kim çare bulacak bakalım!

En son pazar günü bizde babacığımın en sevdiği 3 şeyi yaptık: çiğ köfte, mantı ve un helvası.

Çiğ köfte gayet Elazığ-Urfa klasiği oldu ! Eşim yoğurdu, Mert buna çok şaşırdı !!



Bizim ev yapımı biber salçamız, çok güvendiğimiz kasabımızın nefis kıyması ve esmer bulgur sayesinde gerçekten leziz birşey oldu !


Mantı ise her zamanki gibi harikaydı çünkü Lale (Azeridir kendisi) bu konuda çok hamarat! Hamuru incecik, kıyması çok bol, sosu salçalı-tereyağlı-kırmızıbiberli, sarmısağı bolca...ooof of!

Derken sıra babamın en sevdiği tatlılardan birine, yıllardır bana yaptırmaktan çok keyif aldığı ama benim çok nadiren vakit bulup da yapabildiğim un helvasına geldi. Gönül Candaş'ın kitabındaki tarif bir harika, tam kıvamında. Tabii kavurma kısmında sabrınızı sınamaya hazırsanız !
Bol fıstıklı, tarçınlı bu klasiği ılık ılık yerken yanında Mado'nun kaymak-fıstık-çikolata dondurmalarında ikram ederseniz, bizim gibi mest olursunuz!!


Bayrama yakışan bu Türk klasiklerini yerken yine anladım ki herkesin en sevdiği yemek çocukluğundan kalma neyse odur !! Yıllar geçse de onu yerken aynı hazzı alır ve hiçbirşeye değişmez !

Umarım sizler de harika bir bayram geçirmiş, güzel sofralar kurmuş ya da paylaşmışsınızdır. Nice mutlu-huzurlu-muhabbetli-lezzetli bayramlara !!

Cumartesi, Aralık 08, 2007

Çok yakışıklı bir börek !!!


Yine İstanbul'a geldik ve kendimizi her zamanki gibi koşturmacalar içinde bulduk. Yazı yazmak, yemek yapmak çok lüks benim için!! Bu akşam azimliyim bu yazı bitecek ve yayınlanacak!!



Nasıl oldu bilmiyorum ama ben bu böreğe aşık oldum desem yeridir !! Evet biraz abartılı bir ifade biliyorum ama ilk yediğim anda vuruldum ve sonra kendi yaptığım 2 seferde de aynı duyguya kapıldım!

Kendileri ayrıca çok da yakışıklı, bana sabah güneşinde bir güzel poz verdiler !



Dış kabuğu incecik bir çıtır, içine doğru hamurundaki sütün verdiği bir yumuşaklık...İçinde de nefis bir ıspanaklı iç -o kısmı klasik sayılabilir - ama klasik güzeldir değil mi?


Daha görüntüsünden cezbediyor insanı zaten ! Bu böreği ilk defa Bakü'deki arkadaşım Akbel'den yedim. Annesinin sihirli tarifiymiş. Hemen tarifini aldım ve ilk misafir geldiğinde denedik. Fotoğraftan anlayacağınz üzere sadece 3 kişi olarak tepsinin yarısını hemen bitirdik, size resimlemek için çok şükür diğer yarısı kaldı !!


Hamur açma kısmında Lale'den destek aldım ve sonuçtan herkes çok çok memnun kaldı!


Tarifi çok kolay ama biraz vakit istiyor! Eliniz alışınca, yani birkaç seferden sonra zaman da kısalıyor tabii.


Hamuru için :

  • 2 yumurta (birinin sarısı ayrılıp üzerine sürülecek)
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 çay bardağı sıvı yağ (ben zeytinyağ ve mısırözü yağını karıştırıyorum)
  • 2 çay bardağı süt
  • 1 paket hamur kabartma tozu
  • Alabildiği kadar un (kulak memesi kıvamında)

İçi için ben ıspanaklı iç kullandım, 1 soğanı kavurup doğranmış ıspanağı ekledim, biraz daha kavurup, tuz-karabiber ile tatlandırdım. Siz isterseniz bunu kıymalı ya da patatesli yapabilirsiniz eminim harika olur.



Hamurunuzu hazırladıktan sonra hafif unladığınız tezgahta, bir yemek tabağı büyüklüğünde, mümkün olduğunca ince açıyorsunuz. Daha sonra bir ucuna uzunlamasına yaydığınız iç ile sıkı bir rulo yapıyorsunuz. Bu ruloyuda resimlerdeki gibi döndürerek, ilk önce yuvarlak bir fırın kabının tam ortasına yerleştiriyorsunuz.



Daha sonra ikinci ruloyu da hazırlayıp, bu en ortadaki yuvarlak şeklin etrafına sarıyorsunuz. Tüm kabınız dolana kadar aynı işlemi devam ettiriyorsunuz.



Bitince üzerine yumurta sarısını sürüp, 180 derecelik fırında üzeri kızarana kadar pişiriyorsunuz. Çıkınca sıcak sıcak böreğinizi afiyetle yiyorsunuz, beni ve Akbel'in annesini anıyorsunuz!


Not: O kadar yakışıklı bir börek ki resimlerini bir türlü seçemedim ! Bu da böyle bol resimli bir börek tarifi oldu!!


Pazartesi, Kasım 26, 2007

Vakitsizlik, yine de katmer poğaça ve sokak simiti



Buaralar bir türlü yazı yayınlayamıyorum! Evet iki çocukla vaktim çok az, çok daha yorgunum, biraz da şaşkınım! Sanırım bu yüzden de bilgisayar karşısında "boş boş" vakit geçirmeyi tercih eder oldum!! Yani Facebook, email, garip gurup yeni siteler... Beynimi çalıştıracak gücü her zaman bulamıyorum, tam bulduğumda da ya bebek ağlıyor ya da Mert birşeyler istiyor!! Bir işi başından sonuna bitirebildiğim olmadı şu evde, mutlaka birşeylerle bölünüyor.


Aslında mutfağa hiç ara vermedim, hep yeni birşeyler deniyorum çünkü orası benim terapi mekanım! O da olmasa çıldırırım herhalde! Ama işte örneğin Cenk'in meşhur Nutellalı çikolatalı tartını yapıyordum, önceden püf noktalarını, tarifi bir güzel yazdırdım, önüme koydum, tam da "hamuru hızla yapınız" aşamasına bakarken ve hamurun ortasındaykeeen..."annneee tuvalete gelseneeee" !! Dedim ki kendi kendime, 'bu Cenk tabii muhteşem tarifler yapar'!!! (kendisi bu lafa kızmayacak kadar neşeli birine benziyor-umarım öyledir!)


Yine de siz o inanılmaz tartı yapmalısınız -eğer benim gibi "overdose çikolata"dan ya da "çikolatanın içinde kaybolmaktan" hoşlanıyorsanız tabii !!


Neyse bu arada bitiremediğim 3 tane ayrı gönderi de benim konsantre olup bitirmemi bekliyor. Üstelik bu haftasonu yine İstanbul'a gidiyoruz 1 aylığına ve orada vakit çok daha kıymete binecek!!


Bütün bu hengame içinde ben her pazar yeni birşeyler denemeye devam ediyorum ama ne kadar alelacele yaptığımı bir görseniz, güler misiniz yoksa acır mısınız bilemem artık!!





Dünkü deneme benim zaten hayatta en sevdiğim şeylerden biri olan simit...ama gerçek sokak simiti ! Geçenlerde tam buğday unu ve zeytinyağı ile bir denemem oldu, çok sağlıklı ama maalesef sokak simidi ile alakasız bir formüldü ! Kafaya taktım aynısı olacak diye ve internette daha önce yaptığım araştırmaları gözden geçirip, okuyup- çalışıp Evcini'nin tarifinde karar kıldım! Beni yine yanıltmadı Evcini (daha önce de muhteşem inegöl köftesi yapmıştım oradan).



Biz İstanbul'da ailecek simit hastasıyız ve simitçi simitçi gezip en gevrek ama içi en yumuşak olanı arar dururuz. Bu arada sokaktan alacaksanız, en güzeli gerçekten Bağdat Caddesinde Kazım Kulan ya da Marks&Spencer'ın önündeki simitçidir !



İlk denemede vakitsizlikten biraz tombik oldular ama tadına inanamadık eşimle! Yıldırım hızıyla çay demlendi, beyaz peynir dilimlendi, gözler kapatılıp Türkiye'nin kokusu keyifle içe çekildi!! Hemen bizimkileri aradım ve "siz İstanbul'da en güzel simidi arayın daha, biz Bakü'de bulduk bile!!" dedim.



Sonra gece araştırmalar devam ederken ne zamandır yapmak istediğim, bence bir internet-blog efsanesi olmuş Katmer Poğaça'yı buldum yine. Mutfak Güncesi adlı blogda Şaziye o kadar güzel anlatıyor ki poğaçayı, bir çok başka blog da onun bu güzel tarifini kullanmış zaten. Blogunu bitirmiş Şaziye çok üzüldüm, ne kadar güzel tarifleri var halbuki.

Size bu sabah bu poğaçayı nasıl yaptığımı anlatmalıyım. Sabah 6:30'da Yiğit'i emzirdikten sonra, fırladım mutfağa. Derdim Mert uyanmadan poğaçayı fırına koymak ve ona kahvaltıya yetiştirmek, zira beyimiz bu aralar "ekmek yemekten sıkılmışlar" efendim, "hep aynı kahvaltıymış"! Beyimiz ev yapımı beyaz peynirli-pekmezli ekmeğimden ya da sıkılmasın diye yapılan pancake'lerden çok "yorulmuş" (onun lafları). Annem olsa ona ne cevap vereceğini iyi bilirdi ama...


Ancak bizimki pijamaları ile erkenden geldi yanıma.."Anneee hadi odamda oynayalım" ! "Hayır Mert'cim, biraz sonra", "Şimdi!!" ...Çözüm, Mert'i de tezgaha oturtup eline biraz un vermek oldu! Bir yanda bebek, diğer yanda Mert ve ben ilk kez böyle bir hamur açıyorum, kat kat yani ! Mert de elini uzatıp, "ben de merdaneyi kullanıcam" tutturmalarında hem de!


Bir de ben o şaşkınlıkla hemen mayalansın diye 50derecede fırında bekletip, sonra pişme esnasında dereceyi 180 dereceye getirmeyi unuttum tabii ! Ben pişmiştir herhalde fırına bakınca, içerde kabardıkça kabaran, pofuduk pofuduk nefis -pişmemiş- poğaçaları görünce minik bir çığlık attım! Eyvah, Mert'in okula gitmesine çok az kaldı !!


Nihayet piştiler, paketlenip yolda yenmek üzere Mert beyin çantasına kondular ve ben de derin bir nefes aldım!


Yaşasın bloglar, gerçekten! Bu kadar leziz ve hayatımıza renk katan tarifleri başka nereden bilecektik! Mutfak Güncesi ve Evcini'ne tekrar teşekkürler!